gece+kahve+yağmur+gözyaşı+nisan+istanbul+toprak kokusu…
Gripin - Durma Yağmur Durma
cilalanıyor ruhum istanbul sağnağında
damlalar karışmış elmacıklarıma
durma, yağmur durma…
sorma doldur boğaziçini
canım cayır cayır yanıyor
MFÖ - Bu Sabah Yağmur Var İstanbul'da
Bu sabah yağmur var İstanbul'da
Gözlerim dolu dolu oluyor bilinmez niye
Anne sözü dinler gibi masum
Ağladım bu sabah
Günler dayanılmaz oldu
Jose Feliciano - Rain
Listen to the pouring rain
Listen to it pour,
And with every of rain,
You know I love you more
yaşamın yanında ölümü de hissettiren nâdir kokulardan… insana huzur veren, tarifi imkânsız doğallıktaki yağmur sonrası toprak kokusu.
yağmurun en çok yakıştığı şehir belki de İstanbul’dur... yağmur yağdığında bu şehirde yatağına girip hiç çıkmamak istersin. çünkü sana dökemediğin gözyaşlarını hatırlatır.
İstanbul, baharın ilk ağıtlarını Nisan
yağmurlarıyla söyler. Bu şehir, her mevsimde başka bir yüzünü gösterir; ama
Nisan’da, sanki geçmişin bütün hatıraları gökyüzünden damla damla iner. Yağmur,
yalnızca toprağı değil, zamanı da ıslatır. Ve insan, bu şehirde yürürken,
ayaklarının altında yalnızca kaldırımlar değil; eski bir aşkın, yarım kalmış
bir cümlenin, unutulmuş bir gülüşün izlerini taşır. Nisan yağmurları,
İstanbul’un hafızasını yıkamaz; bilakis, onu yeniden yazmaya başlar.
Bu yağmurlar, ne serttir ne sessiz; bir tereddüt gibi yağar gökten. Sanki
gökyüzü de İstanbul gibi kararsızdır: ağlamakla susmak arasında, anlatmakla
saklamak arasında. Ve bu tereddüt, şehrin sokaklarına siner. Galata’nın
taşları, Üsküdar’ın rüzgârı, Kadıköy’ün telaşı… Hepsi bu yağmurla başka bir
dile bürünür. İnsan, bir çatı altına sığınmak isterken, aslında kendi içine
sığınır. Çünkü Nisan yağmurları, dışarıyı değil; içeriyi ıslatır.
İstanbul, bu yağmurlarla bir iç döküm yaşar. Minareler sessizleşir, vapurlar
ağırlaşır, martılar bile daha derin uçar. Ve insan, bu şehirde yalnızca bir
yolcu değil; bir tanıktır. Tanık olduğu şey, bir mevsimin değişimi değil; bir
ruhun çözülüşüdür. Nisan yağmurları, İstanbul’un iç sesidir. Her damla, bir
kelime; her ıslaklık, bir cümledir. Ve bu cümleler, insanın kalbine
yazılır—silinmez, unutulmaz, ama hep biraz eksik kalır.
Sonunda anlaşılır ki, İstanbul ve Nisan yağmurları, bir mevsim değil; bir hâl, bir
özlemdir. Bu özlem, ne geçmişe ne geleceğe; yalnızca o anın içine akar. Yağmur
diner, sokaklar kurur, insanlar yeniden hızlanır. Ama o hâl, o içe dokunan
sessizlik, bir iz bırakır. Ve insan, her Nisan’da yeniden hatırlar: İstanbul,
yağmurla konuşur; ve bu konuşma, en çok suskun olanlara hitap eder.





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder