15 Ağustos 2026 Cumartesi

mitolojik belleğin çocukluğu

Bir zamanlar mahalle bakkalının raflarında saklı duran şekerler, yalnızca çocukların neşesini değil; aynı zamanda kolektif bilinçdışının arketiplerini de beslerdi. Küçük dükkân, Jung’un tanımladığı “anne rahmi” imgesine benzer şekilde, güven ve doyumun sembolik mekânıydı. Çocukların oyunları ise, mitolojik kahramanların ritüellerini taklit eden minyatür sahnelere dönüşürdü; sokak, bir tür Dionysos sahnesi, kahkahalar ise kutsal bir ayin gibiydi.

Bu hatıralar, Platon’un idealar dünyasında saklı kalmış “çocukluk ideasi”nin yeryüzündeki yansımalarıdır. Bakkal defterine yazılan borç, aslında toplumsal sözleşmenin en saf hâlidir; Rousseau’nun doğa hâlindeki insanına benzer bir güven ilişkisi. Çocukların oyunları ise, Aristoteles’in “mimesis” kavramıyla açıklanabilecek şekilde, hayatın dramatik bir provasıdır.

Freud’un psikanalitik perspektifinden bakıldığında, mahalle bakkalı ve sokak oyunları, “oral dönem”in uzantısıdır. Şeker, yalnızca tat değil; anne memesinin sembolik ikamesidir. Çocukların birlikte oynadığı oyunlar ise, Oidipus karmaşasının ötesinde, toplumsal kimliğin ilk inşasıdır. Bu oyunlarda birey, kendi benliğini sınar, kuralları öğrenir ve yasaklarla karşılaşır.

Mitolojik düzlemde ise bakkal, Hermes’in ticaret ve geçiş tanrısı olarak tezahür eder. Çocuklar, Apollon’un düzeni ile Dionysos’un taşkınlığı arasında gidip gelen figürlerdir. Mahalle, bir mikrokozmos; bakkal ise bu kozmosun “axis mundi”si, yani merkez direğidir. Burada alışveriş yalnızca maddi değil, aynı zamanda ruhsal bir değiş-tokuştur.

Sonuçta, mahalle bakkalı ve sokak oyunları, bireysel hafızanın ötesinde, kolektif bilinçdışının mitolojik ve psikanalitik kodlarını taşır. Bugün büyük marketler ve dijital alışveriş çağında bu imgeler kaybolmuş gibi görünse de, aslında hâlâ zihnimizin derinliklerinde yaşamaktadır. Onlar, geçmişin nostaljisi değil; kültürel psikenin arketipik yankılarıdır.