27 Ağustos 2012 Pazartesi

yağmur kokunla güzelsin istanbul



Yağmur yağıyordu. İncecik, kesik kesik bir yağmur… Tıpkı ömrümüz gibi… Tıpkı sevgin gibi, içimi önce ısıtıp sonra beni yalnızlığın ve sahipsizliğin soğuk sularına, İstanbul’un sensizlikten kararmış, öksüz ve özlem dolu sokaklarına bırakan… Tıpkı senin gibi, ömrün gibiydi yağmur… Kesik kesik…


 

Gecenin huzurunu "beyaz örtü"süyle sardı yağmur bulutları. İstanbul yağmuru; gri ve güzel, sen ve ben gibi.

 

İstanbul İstanbul! Sen ne başkasın hayatımda! Gecemi gece, günümü gün eden kokun değil mi; gecenin ışığı değil mi yaşamımı yaşanır kılan?..


 

Yağmur kokunla güzelsin İstanbul…. 

 

Yağmurun ilk damlası toprağa değil, şehre düşer İstanbul’da. Kaldırımların gri yüzü, buğulu vitrinler, paslı vapur iskeleleri... Hepsi birden, yağmurun kokusuyla uyanır. Bu koku, ne yalnızca ıslak taşların ne de denizle karışan rüzgârın eseridir; bu, İstanbul’un iç çekişidir. Her yağmurda biraz daha kendine döner şehir, biraz daha içine kapanır, biraz daha güzelleşir.

Yağmur, İstanbul’un en eski şarkısıdır. Camlara vuran her damla, geçmişin bir hecesini taşır. Galata’nın taş sokaklarında yankılanan ayak sesleri, Üsküdar’da unutulmuş bir mendilin hikâyesi, Kadıköy’de bir çay bardağının buğusu... Hepsi bu kokuda toplanır. Yağmur, İstanbul’un hafızasını yıkar ama silmez; sadece yeniden yazmak için ıslatır.

Bu şehir, yağmurla konuşur. Gökyüzüyle kurduğu bu gizli dilde, ne kelimeler vardır ne cümleler; sadece kokuların taşıdığı anlamlar. Yağmur yağdığında İstanbul susar, ama bu suskunluk bir çöküş değil, bir içsel yükseliştir. İnsan, bu sessizlikte yürürken, şehrin damarlarında dolaşır gibi hisseder kendini. Her adımda biraz daha İstanbul olur, biraz daha yağmur.

Ve nihayet, İstanbul yağmurla güzelleşmez; zaten güzeldir, ama yağmurla kendini hatırlar. O koku, şehrin unuttuğu aynasıdır. Yağmur, İstanbul’un yüzünü siler, gözlerini aralar, kalbini açar. Bu şehir, yağmurla değil; yağmurun kokusuyla güzeldir. Çünkü o koku, ne gökten ne yerden gelir—İstanbul’un ta kendisinden doğar.


çok özlemek ve sevmediğini bilmek....



Sakın benim

 

Seni özlediğim kadar

 

Özleme.

 

Canın yanar,

 

Ciğerin sökülür,

 

Nefesin kesilir.

 

D a y a n a m a z s ı n !!!!!!!!!


25 Ağustos 2012 Cumartesi

kıpkırmızı günlük

 

blog header by Arzu Türk - 25.08.2012 - Cumartesi


Aşkı, acıyı, mutluluğu, başkaldırıyı, hayal kırıklığı, öfkeyi, duygusal hezeyanları ilk kez tadıyor olmanın şaşkınlığı ve coşkusu hepimizi bu duyguları yazmaya ve tekrar tekrar okumaya itmiştir. Her yeni defteri doldururken bir önceki deftere yazdıklarımızın ne kadar anlamsız ve çocukça olduğunu görerek kendimize gülmüş ama yeni deftere yazdıklarımız hakkında da bir gün böyle hissedeceğimizi kesinlikle düşünmemişizdir.

 

Olayları ve insanları not ederek yıllar sonra defterimizi açtığımızda o dönemi yeniden gözümüzde canlandırmamız mümkün. Böylece geçmiş yaşamımıza hem küçük küçük parçalar halinde, hem de bir bütün olarak sahip çıkabilir ve dışarıdan bir gözle bakabilirsin. Eskiden yaşadığınız güzel olayları hatırlamak sizi mutlu edecektir. Günlük ve kaleme aldıklarımız salt olaylardan ibaret değil ve olmamalı da. Asıl önemli olan olaylara bakış açınız, insanlar hakkındaki duygu ve düşünceleriniz, belli dönemlerde hayat karşısındaki duruşunuz, yani belleğinizin gelişim süreci. Davranışlarınızı sorgulayarak hatalarınızdan ders çıkarmanın ve bu hataların sonuçlarını daya iyi görmenin yanı sıra küçük defteriniz sayesinde zihninizi ve duygularınızı da bir düzene sokmanız da çok daha kolay. Gündelik hayatın karmaşasından kısa bir süre içinde olsa sıyrılarak kendinizle baş başa kalmak ve yazmak, sizi zorluklar ve sıkıntılar karşısında daha güçlü kılacaktır. Yazarak ve hatta çizerek yaratıcılığınızın sınırlarını zorlayın.



 

 blog header by Arzu Türk - 24.10.2013 - Perşembe

 

Günlüğünüz karşısında ruhen çırılçıplak kalmayı göze alabileceğiniz belki de tek dostunuz.


 

 blog header by Arzu Türk - 04.04.2014 - Cuma





 

 blog header by Arzu Türk - 01.10.2014 - Çarşamba




Anı yazmak, ölümün elinden bir şey kurtarmaktır… Andre Gide.


 

 blog header by Arzu Türk - 16.09.2017 Cumartesi


blog header by Arzu Türk - 20.09.2019 - Cuma