Kedi sevgisi, insanın en sessiz yanına
dokunan bir duygudur. Ne gürültülü bir bağlılık ne de gösterişli bir sadakattir
bu; daha çok bir bakışta anlaşmak, bir sessizlikte paylaşmaktır. Kediler,
insanın iç dünyasına usulca süzülür; varlıklarıyla değil, yokluklarıyla
sevilirler. Onlara duyulan sevgi, bir sahiplenme değil, bir eşlik etme hâlidir.
Çünkü kedi, ne ait olur ne ait eder—sadece var olur, ve bu varoluşun
zarafetiyle insanın kalbine yerleşir.
Bir kedinin yürüyüşü, zamanın ritmini bozar. Her adım, bir şiirin dizesi gibi;
her miyav, bir suskunluğun yankısıdır. Kedi sevgisi, sabırla örülür; bir gün
yaklaşır, ertesi gün uzaklaşır. Ama her mesafe, bir yakınlıktır aslında. İnsan,
kediyi severken kendini de sever; çünkü bu sevgi, koşulsuz değil, koşulsuzluğun
içindeki derin anlayıştır. Kediler, insanın en kırılgan hâlini bilirler—ve o
hâli yargılamadan yanına kıvrılırlar.
Kedi sevgisi, bir öğretidir. Sessizliği dinlemeyi, yalnızlığı sevmeyi, beklemeyi
ve kabullenmeyi öğretir. Onlarla yaşamak, bir ritüeldir; sabahın ilk ışığında
göz göze gelmek, akşamın sessizliğinde aynı köşeyi paylaşmak. Bu sevgi, zamanla
büyümez; zamanla derinleşir. Çünkü kediler, insanın zamanla değil, anla
yaşamasını ister. Ve bu anlar, bir ömrün en kıymetli kırıntılarıdır.
Ve nihayet, kedi sevgisi bir bağ değil, bir izdir. Kalpte sessizce açılan bir
pencere, ruhun en tenha köşesine konan bir varlıktır. Onları sevmek, kendini
sevmektir; çünkü kedi, insanın en insani yanına dokunur. Ne sözle ne eylemle
anlatılır bu sevgi—sadece yaşanır. Ve yaşandıkça, insan biraz daha yumuşar,
biraz daha susar, biraz daha olur. Kedi sevgisi, insanın kendine en çok
benzediği hâlidir.
Günlüğünüz karşısında ruhen çırılçıplak kalmayı göze alabileceğiniz belki de tek dostunuz.
9 Aralık 2012 Pazar
kedi sevgisi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder