Hayatta kural yok. Eğer hayatta bir kural bulduğunu
düşünüyorsan, işte o anda o kural tekrar değişiveriyor. Mesela kendine, “insan
bu, hayat şudur” diye bir felsefe kurdun ve öyle yaşayacaksın. İşte, o bulduğun
anda ondan vazgeçmek ve de onun üzerindeki bir şey bulmak en doğrusu. Zaten
dünya böyle. Taş bile taş olarak kalmıyor; dalgalar yüzünden şekil değiştiriyor
ve yeni bir taş haline geliyor. Felsefem, aslında bu: devamlı aramak, devamlı
kendine yeniden sormak ve hiçbir zaman oturup, işte hayat felsefem şu, dememek,
şu anda.
Hayat, çoğu zaman kuralların çizdiği bir harita gibi sunulur; oysa hakikatte, bu harita yalnızca bir yanılsamadır. İnsan, doğduğu andan itibaren bir düzenin içine yerleştirilir—ama bu düzen, varoluşun değil, alışkanlığın ürünüdür. Kurallar, güvenlik sunar; ama aynı zamanda sınırlar da koyar. Ve hayat, sınırlarla değil; taşmalarla anlam kazanır. Çünkü yaşamak, çizgileri takip etmek değil; çizgilerin dışına taşmakla mümkündür.
Kurallar, insanın özgürlüğünü biçimlendirmek için değil; çoğu zaman onu bastırmak için icat edilmiştir. Toplum, düzeni korumak adına bireyin içsel ritmini törpüler; oysa hayat, ritmik değil, kaotiktir. Gerçeklik, kurallarla değil; istisnalarla konuşur. Bir anın güzelliği, onun öngörülemezliğinde saklıdır. Ve insan, en çok kuralsız kaldığında kendini tanır. Çünkü kurallar, kim olduğunu değil; kim olman gerektiğini söyler. Hayat ise bu gerekliliğe itirazdır.
Hayatta kural yoktur; çünkü hayat, bir oyun değil, bir akıştır. Oyun kurallarla oynanır, akış ise sezgiyle yön bulur. İnsan, ne zaman kuralları sorgulamayı bırakırsa, o zaman yaşamaya başlar. Bu yaşamak, bir başıboşluk değil; bir içsel yönelmedir. Kuralsızlık, kaosun değil; özgünlüğün alanıdır. Ve özgünlük, insanın en hakiki hâlidir. Hayat, bu hâli tanımak için değil; bu hâli yaşamak için vardır.
Sonuçta, hayatta kural yoktur demek, hayatın kendiliğindenliğini kabul etmektir. Bu kabul, bir teslimiyet değil; bir direniştir. Çünkü insan, kurallarla değil; seçimleriyle var olur. Her seçim, bir kuralı ihlal eder; her ihlal, bir varoluş bildirgesidir. Hayat, bu bildirgelerle yazılır—düzensiz, beklenmedik, ama sahici. Ve sahicilik, hiçbir kuralın tanımlayamayacağı kadar derin bir hakikattir.
Kurallar, insanın özgürlüğünü biçimlendirmek için değil; çoğu zaman onu bastırmak için icat edilmiştir. Toplum, düzeni korumak adına bireyin içsel ritmini törpüler; oysa hayat, ritmik değil, kaotiktir. Gerçeklik, kurallarla değil; istisnalarla konuşur. Bir anın güzelliği, onun öngörülemezliğinde saklıdır. Ve insan, en çok kuralsız kaldığında kendini tanır. Çünkü kurallar, kim olduğunu değil; kim olman gerektiğini söyler. Hayat ise bu gerekliliğe itirazdır.
Hayatta kural yoktur; çünkü hayat, bir oyun değil, bir akıştır. Oyun kurallarla oynanır, akış ise sezgiyle yön bulur. İnsan, ne zaman kuralları sorgulamayı bırakırsa, o zaman yaşamaya başlar. Bu yaşamak, bir başıboşluk değil; bir içsel yönelmedir. Kuralsızlık, kaosun değil; özgünlüğün alanıdır. Ve özgünlük, insanın en hakiki hâlidir. Hayat, bu hâli tanımak için değil; bu hâli yaşamak için vardır.
Sonuçta, hayatta kural yoktur demek, hayatın kendiliğindenliğini kabul etmektir. Bu kabul, bir teslimiyet değil; bir direniştir. Çünkü insan, kurallarla değil; seçimleriyle var olur. Her seçim, bir kuralı ihlal eder; her ihlal, bir varoluş bildirgesidir. Hayat, bu bildirgelerle yazılır—düzensiz, beklenmedik, ama sahici. Ve sahicilik, hiçbir kuralın tanımlayamayacağı kadar derin bir hakikattir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder